La viva Echuca

Selamlar okuyucu,

Uzun, gunesli, insana gokyuzune bakip bakip ic cektirip, sukur ettiren bir yaz mevsiminden tekrar merhaba. Vakitlice on air. Ne yaptin, ne ettin, halin vaktin yerinde mi? arkadaslar, es dost, takim, taklavat iyiyse sorun yok.

Biz de ne yapalim, iyilik, saglik, tesekkurler sordugun icin. Yazin keyfini cikartmak icin azami caba gosteriyoruz. Cunku burasi Victoria, avustralya okuyucu. her daim kışa, soguga hazir olmalisin. Insana ‘neden geldim viktoryaya’ turkusu soyletecek kadar zalim bir hava muhalefetine sahip. Hayat sen planlar yaparken basina gelenlerdir diye bir laf var ya, hah onu artik hayat sen yaz mevsimi sanarken gotunun donmasidir diye revize edebiliriz okuyucu. ama her seye ragmen arada guzel gunler de gelmiyor degil.

Peki neler yapiliyor bu guzel gunlerde? Ne yapilacak, plajlarda deniz keyfi, parklarda golge ve evlerde mangal. Hepsinin yaninda onyuzbinmilyon baloncuk. Size yazilan bu satirlara eslik eden de bira adi verilen icecegin evde hazirlanmis versiyonu. Yani, ev yapimi bira. Sagolsun arkadaslar, olum sen ne bos adamsin, bi sike yaradigin yok, al sunu da az hobin, zevkin olsun diye bir evde bira yapim kiti almislardi. Biz de hakkini verelim dedik, biramizi evde demledik. Simdi de tadina bakiyoruz. Eee okuyucu senin de bildigin uzere en guzel bira ismarlanan biradir. Ustune yoktur. Eee ne demisler ‘bir adama bira ver bi saatini bosa harcasin, bi adama bira yapmayi ogret hayatini bosa harcasin’ ne guzel demis adamlar ya. Hakkaten oyle valla.

Bira yaparken ve icerken baska neler yapiyoruz okuyucu? ilgi cekici ve acaip heyecanli hayatimiza ortak olmak istemez misin? Niye isteyesin di mi? rutin kelimesinin karsiligi olarak vakitlice hayatinda heyecanlara yer vermez demek isterdim ama yok oyle bir dunya. Ama vakitlice kliselere prim vermez onu gonul rahatligiyla soyleyebiliriz. Misal, gecen hafta sevgililer gunuydu. Seven vardir, eyvallah, onlar su andan itibaren ocak disilar. bizim mottomuz ‘fuck valentines, I want ballantines’ bize ters aga. Olsun yinede sevenleri dusunup guzel kampanyalar yapan da var. misal guzide sehrimiz melbourne’un guzide basketbol takimi Melbourne united. Sagolsunlar bugune ozel mac icin iki bilet al tek bilet parasi ode kampanyasi yapmislar. Bizi bilirsin okuyucu, ise yarar kampanyalar icin cocugumuzu bile keseriz. Aninda en ucuz yerden, tek bilet parasiyla iki biletimizi aldik. Basketbolsever insanlariz. Cok efes macina gitmisizdir abdi ipekcide. Oncesinde sirkeci hocapasa sokakta yenilen cag kebaplarinin dili olsa da konussa. Gecen sene melbourne’un on yil aradan sampiyon oldugu macta da salondaydik misal. Oncesinde sydneye koydugumuz mactada. Bu sezon da avustralya acik tenis turnuvasina ozel, salonun ustunun acilip, sanki sokak basketbolu gibi oynandigi macta da ordaydik. Bu sevgililer gunu macinda da takimi yalniz birakmadik, ama pis yenildik, hem de lig sonuncusu cairns takimina. Adamlar icimizden gecti, bir ara taraftari gaza getiren salon anonscusu, ‘melbourne bende kal, sana ihtiyacim var’ diye bagiriyordu. Ama olan oldu yenildik. Olsun cok bisi kaybetmedik, simdi play offlar basliyor ve rakip ezeli dusman Sydney. Bakalim ucuz bilet bulabilirse maclara istirak eden blogunuz vakitlice orada olursa sizi de bilgilendirir.

Bunun disinda hayat yine calismakla geciyor okuyucu. ayni senin gibi. Ise git gel. Hafta sonlari ise sevgili corollamiz ismet’e atlayip yollara dusuyoruz. Arabaya ismet ismini verince, atlayip gitme gibi tabirler tabi biraz nahos duruyor. Ama olsun, bizde lugat boyle ismetim, alisirsin. Simdi de yoldan geldik aslinda, butun bu eveleme geveleme o yazinin konusu aslinda. Yok ya onun konusu degil mi yoksa? Gecenlerde arkadas olma, dostluk, yeni insanlarla tanisma minvalinde bir seyler karalamistim. Ama nasil ickiliyim. Sonra ayilip okuyunca baktim yazi buram buram romantizm kokuyor sildim hemen dosyayi, geri donusum kutusuna gidip, orayi da bosalttim, harddiski de kirdim. Oyle kotu bir yaziydi. Aslinda kotu degildi, gerceklerdi, ama farkettik ki biz artik gercekleri yazmiyoruz, yazmak da istemiyoruz, siktir et dedik. Bak yine karisti konu. Gelelim mevzuya.

Diyetteyiz okuyucu, mevzu bu. O kilolar verilecek. Nasil mi? dort es kurali ile, ya s… s… ya sike sike. Cuma aksami da bu minvalde bir konusma yaptik. Dedim ki gulceye, bu hafta icmiyorum amk, madem yapiyoruz adam gibi yapalim, hih, evet ufakdan bir evrene trip atmada soz konusu o son hih da. Gulce de dunden razi, zaten icip sicip beni esir aliyosun, bana uyar minvalinde bir seyler dedi. Tamam dedim ve Cuma aksami icmedim. Vay amk, olay olaaayyy.

Cumartesi sabahi effendi gibi uyandik, kahvaltimizi yaptik ve dedik ne yapak la bu guzel gunde. Bir kac secenek vardi zaten. Dedik ki Echuca adinda guzel bir kasaba var, daha once gidenler de var, hadi oraya gidek. Ismet’in depoyu fulledik ve zabahin korunde yola dustuk. Bizim evden Echuca tam 187 km diyordu gugil meps. Hay hayyyy, uc saatte aliriz yolu. Yanimiza yedek tisort, sort, olabildigince soguk su, caykur organik poset cay ve listemizde guzel muziklerle yola koyulduk. Hikayenin sonuna gidip su tavsiyeyi de vereyim okuyucu, bir gun melbourneden echucaya gidersen, araba veya otobus tren farketmez yanina yedek don da al. bak simdi bu sana komik gelebilir, ya da bunu bizim yazida komiklik olsun diye serpistirdigimiz bir iki gerzekce seyden biri oldugunu dusunebilirsin. Ama bu gercek bir tavsiye, yedek don hayat kurtarir.

Artik butcemize ve yedigimize ictigimize dikkat eden insanlar olarak kahvaltimizi da evde yaptik. Olum biz aslinda fakiriz diye diyet yapiyoruz, butcemizi tutturmak icin. Bir gun bir arkadas grubunda gulceye birisi sen vejetaryen olmamissin, siz fakirmissiniz demisti de ne gulmustuk. Ayni onun gibi biz diyet yapmiyoruz la butce tutturmak icin zorunda kaliyoruz ahahsagfdfhdsgl. Echuca yolu cok guzel, cok hijyenik. Bir yerden sonra etrafta hic araba kalmiyor, tek basina gidiyorsun. Ha arada birisi gelip gotune giriyor. Dusunsene okuyucu kilometrelerce hic araba yok, canli yok, yasam yok, ama dibinde baska bir araba var. boyle durumlarda ben de el frenini cekip, uzerinde egitim sart yazan beyzbol sopamla arabadan inmeyi istemiyor degilim. Ama medeniyet iste. Ben genelde kenara cekiyorum, arkamdakinin uzay boslugunda kaybolmasini seyrediyorum. Bazen de birisi geliyor o hicligin icinde, ama yaklasmiyor, oyle takip mesafesini koruyarak geliyor. Anliyorsun, o kendine yol arkadasi ariyor, sikinti cikarmadan onlu arkali gidiyorsun.

Hiclik dedim de okuyucu, gercekten de sehirden biraz disari cikinca insan artik bir ev gormeyi, bir araba, bir dukkan gormeyi istiyor. Yol bazen kilometrelerce sanki hic bitmeyecekmis gibi dumduz devam ediyor. Bilmedigimiz yerlere giderken gugil mepsi acip, onumuze koyuyoruz ya hani, o dumduz yolda arada bakiyorum haritaya orada bile dumduz, bir kivrim ariyosun, bi viraj heyecan yaratacak bir sey, ama yok, sadece sen, sevgilin, gugil meps ve spotifay var. o da sarkilari offline indirdiysen var, cunku telefon da cekmiyor bir yerden sonra.

Yolda biz en cok pinhani dinliyoruz okuyucu. bazi farkli playlistlerimiz olsa da bence pinhani gercekten yol sarkilari yapan bir gurup. Guzel sarkilar, guzel insanlar. Bugun biraz yasar kurt agirlikli oldu gerci, onu da severiz, kamyonlar kavun tasir diye gordugumuz her kamyona bagirmisligimiz da vardir.

Ve boyle boyle echucaya vardik okuyucu iste. Simdi gugil meps cok guzel uygulama eyvallah ona sozumuz yok. Ama bizim basimiza bi iki kere gelen bir durum var. Bazen sehir merkezi diye birinin evinin onune goturuyor sizi. Yani gittiginiz yerin alakasiz bir sokagindaki alakasiz bir evi seciyor ve sizi oraya istanbul burasi anam diye birakiyor. Sonra ara tara kendin buluyorsun geri kalanini. O sebeple siz siz olun mepse direk sehir adi yazmayin, sonuna bir post office, coles, woolworths market falan ekleyin. Cunku bu ucunun oldugu yer kesin sehir merkezidir, otesi yok, tartismaya kapali, hatta son donem sosyal medya diliyle ‘bilin istedim’. boyle bir sey var okuyucu, tivitir ve bilumum medyada kendini fenomen olarak goren bilimum geri zekali hayattaki tek dogrunun kendileri oldugunu zannederek, cumlelerin sonuna bilin istedim yaziyor. Cok guluyorum ben bunlara ya. mesela ‘yurt disina cikan blog acip para kazanacagini saniyo, bilin istedim’ aaa cuk oturdu ya la ksjdhgjkdsgjsd

Gelelim echucaya. Farkindayim gelemiyorum okuyucu, taoya basladim, gec geliyorum diye kotu bir espri mi yapsam acaba? Bir zamanlar kasiyerlik yaparken mesai biterken arkadas gec kalmisti da aramistim nerdesin diye, bu espriyi yapmisti, cok icimde kalmisti. Ayni zat bir keresinde de nerdesin sorusuna arkandayim geliyorum demisti. Adam hazir cevap cikti riza baba. Kjsdhijsdhg

Yine yazinin ana fikrine geliyorum, biz echucaya bayildik okuyucu. Melbourne’un kuzeyinde, yaklasik uc saat uzakta, col havasina sahip bu guzel kasabayi cok sevdik. Beni bilirsin okuyucu, bugun afganistana gitsem aa burasi ne guzel, yasanir lan burda derim. Ama bu sefer farkli okuyucu. Bu sefer kesin yasanir la burda dedim. Guzel mekanlar, caddeler, insanlar zaten dikkatimizi celb etmisti. Ama ogle yemegi icin girdigimiz bir barda, calisan eleman bize festival icin mi geldiniz diye sorunca isin rengi degisti. Ne festivali dedik, muzik dedi. Bu bilgi burada kalsin.

Aslinda echucaya gelme amacimiz murray river denen guzel bir nehir kiyisina kurulu olmasiydi. Ve burada gabriel garcia marquez’in kolera gunlerinde ask romanini okuyanlarin cok sevecegi eski usul yandan carkli nehir tekneleri olmasiydi. Ortalama yuz yillik olan bu teknelerle bugun nehir gezintisi yapilarak turistler eglendiriliyordu. Biz de bundan eksik kalmak istemedik. Gider gitmez bu teknelerin biletini almak icin ismeti gordugumuz ilk park yerine birakip, yurumeye basladik. Yururken farkettik ki cok guzel bir yerdeyiz. Cok guzel ve cok bar olan bir yerde. Allah allah. Bunu  farkedince acaba burada mi kalsak dedik. Tabiki aksiyon almadan teknelere dogru yuruduk. Saat on bir gibiydi ve bizim teknemiz saat bir bucukda hareket edecekti. Biz de zamani doldurmak icin bir ust paragrafta bahsettigimiz bara gittik. Eleman muzik festivali diyince biz bir heyecanlandik. Tanisali alti yil, bu kitaya geleli uc yil olmustu ve biz bu yillari hep bir hayatta kalma mucadelesi ile gecirmistik. Arada konserlere, filmlere, gezmelere gitmistik ama soyle kafa rahat bir aktivite, ne bileyim burada oldugu gibi bir festivale gitme sansimiz olmamisti. Gavurun dedigi gibi hep bir survive etme durumu. Bundan dolayi eleman festival diyince biz festival biletinden once kalacak yer bulma cabasina girdik. Cunku kasaba inanilmaz kalabalikti ve bir gun once evdeyken gulce oylesine kalacak yer bakarken bile hic bir yerde yer yoktu. Tekne turu yapacagimiz mekanin tam karsisinda yururken bir bar gormustuk, shamrock hotel. Cok guzel beer gardeni falan vardi. Bununla birlikte iki uc tane de guzel odasi varmis. Aradik, doksan liraya bir oda bulduk. Sansa gel. Hic arabaya ihtiyac olmadan icip sicip odamiza gidebilecektik.

Nehirde eski usul yandan carkli tekne turu. Tam bir saat suren essiz bir tecrube. Nehir kenarinda kurulu kucuk, bungalov tarzi evlerde kalanlara, eski tekneleri satin alip, yazlik olarak kullananlara, gunu birlik gelip nehirde cimenlere el sallamak. Ve sansimiza bindigimiz teknede canli muzik olmasi ve bu arkadaslarin ayni bizdeki gibi nostalji hastasi olup eski bilindik sarkilari calmalari. Aman yarabbi, o nasil bir zevk. Bak okuyucu yarin bir gun yolun avustralyaya, melbourne’e falan duser. Araba yani ismet kapinin onunde. Gel al. Ve bu keyfi yap. Echuca da vapur turu yapmayan, avustralya’ya geldim demesin kardesim. Asiri sahiplenmenin getirdigi bi atar oldu, kusura bakmayin.

Turu bitirdikten sonra dedik hadi gidip festival biletlerini alalim. Echuca riverboats music festival. Daha fazla uzatmak istemiyorum, biletler bitmis. Son gun son saat gelip ne bulmayi bekliyorsak. Butun yaziyi bu festival uzerine kurgulamistim daha duydugum ilk dakikada. Ama o an hepsi bitti. Size gelip hava basicaktim, olum biz buraya yerlestik de festivale gidiyoruz falan diye. İcimde patladi. Gun boyu ara ara festival alanina yakin yerlere gittik, oralardan gectik. Bi de soyle bisi var, sen simdi orda olmayi cok istiyosun ya ama giremiyorsun, oradan gelen her nota ayri bir guzel oluyor. Adamlar soundcheck yapiyor ohaaa muzige bak falan diyorsun.

Bu duygularla echucada biraz gezdikten sonra nehirde kano yapmaya karar verdik. iki kisilik bir kanoyu bir saatligine kiraladik, sonrasi cek babam cek kurekleri. tamam bogaz cocuguyuz ama akinti var kardesim. bi turlu yonumuzu tutturamadik ama kirk dakikada gittigimiz yolu donuste akintiyla yirmi dakikada aldik. bunu da yazin bi kenara bak, genc adamsiniz. enerjinizi atarsiniz.

kanoyu yapip, kaldigimiz otelin altindaki bara gectik. Aksam burada canli muzik olacakti. Sonucta herkes festivale gidemezdi, bazilari da sadece ortami solumak icin gelmisti ve bu barda da bir hareket olacakti. Saat altida canli muzigin baslayacagini ogrendikten sonra bes gibi sahne onundeki masada yerimizi aldik. Tabiki diyete uygun sekilde biralar ve saraplar yerini aldi. Canli muzik yapacak gurup da bizim masada mesai oncesi barin verdigi beles yemeklerini yemeye gelince ortam daha bir senlendi. Onlar canli muzik yapmaya baslamadan once, sekiz on kisilik bir kiz gurubunun bekarliga veda gecesi vardi, gulce iceri bir sey almaya gittigi sirada havada ucan bir sutyen gordugumde bir miyazaki cizgi filminde gibi hissettim, ucan inekler olabilir ama bir sutyenin, halka acik bir yerde ucmasi miyazakiyi bile sasirtabilir sonucta. Allahtan gulce geldiginde ona durumu aciklarken yan masada oturan teyze benim icin ‘sutyen ucarken o gozlerini kapatti’ diye sahitlik yapti da inandiriciligim artti.

Canli muzik yapan guruptaki elemanlardan birinin esi arnavutmus bu bilgiyi de ogrendik arada. Onlar bize memleket nere hemserim diyince, gulce tahmin edin dedi de eleman direk turk mu dedi, oha nereden bildin diyince esim arnavut onlar da yari yariya turk arnavut falan gibi bir savunma yapti, sahneden de aramizda turkler var diyerek bize bi selam cakti sagolsun. Bu arada elemanlar baya baya saglamdi muzik konusunda. Ratm-killing in the name on falan caldilar, ben oralarda sapittim. Tam bu sapitma anlarindan once mekana bir dogum gunu grubu ve bir baska bekarliga veda gecesi kiz gurubu geldi. How i met your mother izleyenler bilir, woohoo girl diye bir sey var ya hani, iki duble ictikten sonra her bi sikime vuuuhhuuuuu diye tepki veren kizlar. İclerinde cok okumus, saygi duyulasi bir ozgecmisi olan insanlar dahi olsa bu vuuuhuuu tribine girince isler degisiyor resmen. Neyse bunlar zaten mekana kafa guzel geldiler ve geldikten sonraki her an da bizleri de eglendirdiler. Cunku kendileri de cok eglendiler. Sacma sapan hareketler yaptilar mi evet ama sonucta eglendiler, bizi de eglendirdiler. Birlikte dans ettik, ictik, muhabbet ettik ve uzun zamandir olmadigi kadar mutlu olduk.

Canli muzik bitince bir sakinlik olunca, hadi baska bi mekana gidelim dedik. Olum bu cok guzel bi duygu ya. bi mekandan cikip iki adim atip baska bi mekana giriyosun. Kadikoy barlar sokagi ya da istiklal caddesi gibi. İki uc farkli mekana daha gittik ve hepsinde de guzel canli muzik, guzel insanlar, icilemeyen biralar, bolca kahkaha vardi. Sanirim uzun zamandir bu kadar eglenmemistim. Kadikoyde bir shaft vardi, orada sunburst dinlemenin verdigi bir zevk vardi, tanidik insanlarla, tanidik muhabbetle eglenmenin keyfi. O keyfi aldim desem yalan olmaz. Oyleki sarhos bir sekilde odaya gidip sabah uyaninca bile suratimda o keyfin gulusu vardi.

Echuca boyle bir yer. Metrekareye dusen bar sayisi bir hayli fazla. Samimi olarak soylersem melbourne sehir merkezinden daha eglenceli. Biz belki sehir merkezini tam olarak kesfedememis olabiliriz hala daha, belki baskalari orada da cok egleniyordur ama anlatmak istedigim tadi umarim anlamissindir okuyucu.

Sabah erkenden uyanip, banyo, tuvaleti, ortak olan hostelimizde dusumuzu alip kendimizi echuca sokaklarina attik. Bu arada simdi aklima geldi. Onceki aksam festivale bilet bulamayinca internetten bilet aradik. Organizasyonun resmi feysbuk sayfasinda birileri karaborsa bilet satiyormus, biz de irtibata gectik. İki bileti pazarlikla, gise fiyatinin altina buldugumuzda, Cumartesi aksaminin festivaldeki en baba son iki konseri baslayacakti. Ama dedim ya bulundugumuz mekanda havada ucan sutyen gorduk diye, o an artik festivale ilgimiz kalmamisti. Bilet sahibine yok haci almayalim derken, hala ya abi valla daha inemem bu fiyattan falan diye soyleniyordu.

ertesi sabah kahvaltidan sonra echuca sokaklarini baya bi arsinladik, guzel dukkanlara girdik, kahvemizi icip, gunu planlamaya basladik. Heeee dur okuyucu dur. Simdi bu nehir var ya murray river hani. Bu nehir echuca ve moama adli iki kasaba arasinda bir sinir. Ama sadece bu iki kasaba degil victoria ve new south wales arasinda da sinir. Yani iki eyaleti birbirinden bu nehir ayiriyor bu noktada. Nehir ustunde de bir kopru var, ulasimi saglamak icin. İstanbullularin asina oldugu uzere de kopruyu gectiginiz anda welcome to victoria ya da welcome to nsw tabelalari var. Bu da bize guzel hissettiren bir enstantane oldu.

neyse efenim daha sonra karsi yakadaki moama da bulunan pazara gittik. Lokal, kendi halinde bir pazardi, guzel zeytinyagi bulduk aldik, kesme tahtasi, atlet gibi bilumum ihtiyacimizi giderip haritada yaklasik bir saat uzaklikta gordugumuz shepperton adli sehre gitmeye karar verdik. Shepparton’a guzide haber sitemiz sbs’ten cok asinaydik. Yine nacizane bi tavsiye olarak sbs denen kanal avustralyada her dile ozgu haber vermekte. Sbs turkish adli sayfayi takip ederseniz avustralya’da yasayan turkler ve genel avustralya gundemi hakkinda bilgi sahibi olabilirsiniz. Biz de sbs turkish sayesinde shepparton’da yasayan turkler hakkinda az cok bilgi sahibiydik. Bilgi derken burada yasayan turkler oldugunu biliyorduk.

Acikcasi sehre gelince bi bok yapmadik, ana caddesinde biraz yuruduk, gloria jeans vardi, oradan bi kahve aldim, gulce lokal bi magazadan bi iki kiyafet aldi. O kadar. Ama sehir boyunca gordugumuz uc guzel tabela vardi. Mustafa’s gozleme, mustafa’s kebap, lutfiye’s gozleme.

Sonrasinda da 185 km yol yaparak eve donduk. Hani zamaninda ş harfinden orak cekic yapan bir guzel abimiz vardi ya, onun bir siirinde dedigi gibi sadece bilmek zorunda olanlarin bildigi yol ustu lokantalarinda kah yemek yiyip kah cisimizi yaparak hafta sonunu tamamladik.

Fenerbahcenin ‘tutun kollarimdan duserim simdi’ seklinde kume dusmeye oynadigi bu sezonda bizim de hayatimiz boyle okuyucu. Fener duzelir belki de duzelmez mevzu o degil mevzu feneri hep sevmek, ya da bu satirlar yazilirken yol yorgunlugunu atan gulcenin takimi besiktasin dedigi gibi ‘haydi kalk ayaga yuru gunese’

Gunes echuca’da. Bul onu okuyucu.

ya yaziyi yazdiktan sonra aklima geldi ama bir yere sikistirip yazamadim, avustralyanin hic bitmeyen, dumduz otobanlari cok guzel la. basli basina bir yazi konusu. olum hic bitmiyor la, arabayi duz tutmak icin sarfedilen caba var ya baya bi kalori yaktiriyor ki siz de bu sayede ekstra bir iki bira daha icebiliyorsunuz, tipki benim su an yaptigim gibi. ;))

Baska bir yazida gorusmek uzere okuyucu, husnu arkan abimizin dedigi gibi fincana kahve koydum gel, ne olursan ol gel.

selametle kal bozkirin tezenesi.

Reklamlar

One comment

  1. Kardesim cok aksattiniz yazilarinizi. Sitenin hakkini veriniz. Emeginize saglik. Tanitimlara devam. Cok begendim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s