genç vakitlicenin acıları

selamlar okuyucu,

ne olacak bu fenerin hali be?

beş aydır eline kalem almamış, tembel bloğunuz vakitlice yayında. vakitlice on air. yine boş beleş işlerle karşınızdayız. gülce arada dürtüyo, yandır şu bloğu artık, iki hikaye anlat da okuyalım diye. umut sarıkaya’nın bile bir senede bir sayı çıkardığı dergisini görünce biz kimiz ki yazalım birşeyler be. ulan adam sanki kutsal kitap indiriyo, umut sarıkayasın lan sen, sen yazmazsan kim yazacak ulan zırtlan!

neyse okuyucu hayat her zamanki durgunluğu ile akıyor coğrafyamızda. hayatın bu kadar durgun akması bizim arabamız da olmaması ile birleşince macera yaşayacak şey sayısı da azalıyor haliyle. kaostan beslenen insanlarız neticede. metrobüse binme konulu üçyüz sayfa yazılabilir ama avustralya’da nerde bulucan metrobüsü. varsa yoksa tramvay, olmadı tabanvay. ama rahatlığa göt çabuk alışıyor, tramvayda üç kişi ayakta olsak belediyeye yazasım geliyor bu ne utanmazlık, ayakta mı gideceğiz diye, işinize gelince mostlivibılsiti demeyi biliyonuz. ne kadar çok avustralya dedim di mi, ego işte, yaşıyoz lan biz avustralya’da. ahahhaha götüm ya, mal bulmuş mağribi gibi neyin havasını atıyo. gülce yanımda artifışılintelicınsla ilgili bir kitap okuyo, sen kimsin lan avustralya diyosun, okeyde yancı misali, abi okeyin var bitme dön diyen adamsın it. mazlumu getirin lan bana, dövsün beni. artıfişılintelicins demişken son yazıda galiba, person of intereste biraz giydirmiştik. ama daha sonra izledik sonuna kadar. hacı yok böyle bişi ya, adamlar yapmış, oha, annskim, nidaları ile izledik ve bitirdik. bildiğin boşluk çöktü içimize, kıymetlimiz, meşinnnimiz diye diye helak olduk resmen.

okuyucu veganın yeni albüm çıkarması ile yaşadığım sevinci anlatamam. delinin yıldızı diye diye dinliyorum. son zamanlarda aldığım en güzel haberdi. di’li geçmiş zaman kullandım çünkü sonrasında alakır vadisi kardeşiliği adı altında sayfaları olan birhan ve tuğba adlı iki güzel insanın yaşadıkları alakır vadisinde sularını kesen hes şirketinin haberini alınca yine üzülmek düştü bize. çok güzel insanlar lan. yaklaşık on beş yıl önce beyaz yakalılığı bırakıp kendilerini doğaya vermiş insanlar bunlar. kendilerince, özgürce bir hayat yaşayabilmek için her şeyi yapmışlar. ama kapitalizmin görünen eli adamı rahat bırakmaz, vadiye de kaçsan gelir bulur seni. kendime yapılmış gibi üzüldüm. allahından bulsun bunlar diyebiliyorum sadece. alakır kardeşiliğine selam olsun buradan, nehirler özgür aksın diyoruz.

beş aydır kalemi elimize almadık ne yaptık diye soranımız yok. okuyucu dediğinde yalan çıktı resmen. oysa size güvenmiştik, ne paralar kazanacaktık beee, peeehh. ne yaptık peki? iran sineması övdük, romantik futbol sevgimize sığındık, bira içtik, şarap içtik, rakı içtik, kazandığımızı har vurup harman savurduk. ne olacak üç günlük dünya. akşamları semtimizin parkında yürüyüş yaparken blogdan kazanacağımız paraları nasıl değerlendireceğimizi istişare ettik, sabahları kalkar kalkmaz feysbuka baktık, instagrama resim attık, el elde başbaşta kaldık birbirimize yine.

güzide coğrafyamızın sadece kendilerinin oynadığı futi denen oyuna merak saldık, gittik yerinde izledik, hatta kendimize tutacak takım bulduk. semt takımı tutmaya olan inancımdan, ve iki sene önceye kadar üç sene üstüste şampiyonluğundan dolayı hawthorn hawks’ı tutarken gülce de yan mahallenin takımı ve rekabet unsuru olması açısından richmond tigers’a gönül verdi. bu senede richmond’un şampiyon olacağı tuttu mu arkadaş? final günü melbourne’ün bulunduğu victoria eyaletinde resmi tatil. finali kimin oynadığından bağımsız her sene melbourne’de ki devasa 95.000 kişilik mcg denen sahada oynanıyor maç. victoria hükümeti de nasıl olsa içip sıçıp çalışmayacaksınız diye tatil yapmış. kasımda da at yarışı var, o da resmi tatil. adamlara gel ya. sonra niye bizi kimse siklemiyor. final gününü richmond’ın kalbi richmond’a gittik, yerinde havayı kokladık, onlardan aşağı kalmadık, biz de onlar kadar içtik. richmond 37 sene sonra ilk defa şampiyon oldu. hatta barda yanımızda bir abi vardı. adam collingwood’u tutuyormuş, richmond 37 sene önce finalde bunları yenmiş. bizde de atkılar, şapkalar falan, ölümüne richmond çocuğu havası var. abi dedi ki bugün buraya geldim çünkü, şampiyonluğunuzu yerinde görmek istedim, artık riçmındlılar yakamızdan düşsün, nası koymuştuk 37 sene önce demesinler istedim dedi. nasıl oturmuş adama bee. otuz yedi sene oldu, senin süren doldu diye bağırdım içimden. neyse aslında güzel videolar da çekmiştik maç günü. ama birinde ben şampiyonluk anında türkçe 37 sene sonra bee, ağlamak istiyorum, şapka çıkaracaksınız şapka şeklinde böğürdüğüm için videoyu sildim, telefonu da şanlı nehrimiz yarra’ya attım, nehiri de inek içti falan. ah okuyucu ne anlatıyo bu yarram diyosun biliyorum.

IMG_20170930_133846.jpg
maç günü pub ortamı

geçenlerde buraya placebo adlı güzide müzik grubu geldi. ben placeboyu severim, yıllardır da dinlerim. istanbula beş kere gelmişlerdi, hiç birine gitmemiştim, öyle hayranlarıyım. gülce de yoktu o aralar, overseas’e gitmişti. hahahha cümleye ingilizce kelime sıkıştırdım okuyucu, biritanyanın köpeğiyim ne de olsa. neyse ben de bilet aldım gittim konsere. konser kapı açılışı altıydı. ben altıya beş kala bir grup ergenle kapıdaydım. kapıda güvenlikten geçerken güvenlikçi eleman bana benim yerime de iç dedi. olur dedim ne içim abimin yerine. bourbon iç dedi. la oğlum biz ömrü hayatını efese adamış insanlarız, sen ne anlatıyon bana. kendime yakışanı yaptım, old sukulum ben bira içerim dedim, param yok diyemedim. olur o da olumlu dedi. neyse girdim içeri, saat yediye kadar dört beş bira yapıştırdım, konser de sekiz de başlıyordu galiba, sonra sekiz tane bira aldım, bir daha kuyruğa girmiyeyim diye geçtim koltuğuma oturdum. konserde basketbol salonuna benzeyen bir tenis salonunda. üstü kapanıyor falan. avustralya open izleyen sporsever okuyucular varsa road laver arena dedikleri yer, orada aydınlanma yaşasınlar. velhasıl artık yaşımızı aldık, sahne önü değil, koltuklu bölümde oturayım dedim. sekiz biram var, çişimi yapmışım, yan koltuklar  sağım solum boş. sonra sağ yanıma beş yaşında kızlarıya bir aile geldi. ellerinde kola, kahve dedim sinema burada değil, ama sallamadılar, sineye çektim. sonra diğer yanıma iki kadın geldi, nezaketten sordum bira var apla, verim mi beş lira diye. yok dediler biz alkol kullanmıyoruz. ulan dedim ben nereye geldim, placebo konseri değil mi bu? dördüncü biramı içerken konser sahnesinde ki dev ekranda evri yu end evri mi adlı şahane placebo şarkısının klibi geldi. ya bildiğin konserden önce kliple şarkıyı verdiler, konserde çalmamak için. verdiğim paranın yarısı o şarkı içindi halbuse. o sinirle sekiz biranın hepsini içtim. konser çıkışı son bira elimdeydi, dediler bununla dışarı çıkamazsın. ulan fener maçına çikolatayla almamışlardı bi keresinde polisler. ben de yemiştim çikolatayı gözlerinin önünde, şimdi girebilir miyim demiştim. o sahne geldi gözümün önüne, fondipi koydum, yardım güvenliği. adamlar da tabi sakin, ortadoğulu sarhoş bir ayıyla uğraşmaya değmez dediler sanırım. konserden çıkınca alkol aldığım her zaman olduğu gibi abuk sabuk hareketlerime başladım. canım nargile istedi. şehirde nargile tütünü aldığım bir dükkan var. sahibiyle kanka gibiyiz. her gittiğimde pazarlık yapıyorum, bildiği tek türkçe cümleyi söylüyor bana, “siktir git” ben de ona sen siktir diyorum. böyle enseye tokat bir muhabbetimiz var. gittim adamın dükkanına bana bir nargile yap burada içeceğim dedim. adam da kapının önüne atmış masayı arkadaşları ile pişti oynuyo, geç içeri dedi, bir nargile yaptı orada içtim, iki üç tütün aldım, birileri marihuna içmek için hazır kalıp kağıt alıyordu, yani hazır sarılmış boş kağıt. niye olduğunu bilmiyorum ondan da üç paket aldım, adam bunlar marihuna için dedikçe siktir lan, ver dedim aldım. ertesi sabah kağıtları görünce bunlar ne amk dedim. sonra gittim bir hamburger yedim kesmedi çin mahallesine girdim, böyle tavuklu acılı bir yemek resmi olan dükkan vardı, yarı fiyat yazıyo. dedim bundan verin bana, bünye baharat istiyo tabi. dediler o sadece çarşambaları yarı fiyat, parayla döverim sizi, getirin ulen dedim. aslında yemek safi kurutuluş kırmızı bibermiş, içinde tek tük tavuk. utanmadım onu da yedim.

IMG_20170908_202515.jpg
sekiz biram ve ben.

bu arada çalışmaya da devam ediyorum. geçenlerde avustralya dünya kupası elemeleri için taylandla son maça çıkacaktı. ona da gittim. hiç bir şeyden geri kalmıyorum gördüğünüz gibi. nerde itlik orda ben. türlü zırtlanlıklar. maça buradaki ender avustralyalı arkadaşlarımdan biri ile gittim. biletleri de o almıştı. sağolsun tayland tarafından almış. burada hatrı sayılır derecede taylandlı yaşamakta. istanbulda sivaslı, giresunlu gibi bir şey. bütün maç boyu lets go tayland sesleri ile inledik. maç çıkışı gözlerim hafif çekik kıvama gelmişti. ha asıl mesele ben maça gideceğim diye patrona dedim ki, ben o gün çok içerim, insanlıktan çıkarım ertesi gün işe gelmesem olur mu, hay hay dedi, o günün parasını vermeyiz olur biter. vay amk dedim. olsun dedim, istanbul’da bu tür organizasyonlarda yalanın biri bin para, ölmeyen akraba, yaşanmayan hastalık kalmıyordu.

IMG_20170905_212637.jpg
tek aussie arkadaşım ve tayland tribünü

peki hiç şehir dışına çıkmıyorsunuz bre goduklarım dediğini duyar gibiyim okuyucu. sen ne dobra okuyucusun böyle ya. helal olsun. çıkıyoruz, imkan el verdiğince, akbil doldurdukça yapıyoruz bir şeyler. geçenlerde buralarda puffing billy denen bir yere gittik. güzide tren istasyonumuz flinderstan belgrave trenine binerek siz de gidebilirsiniz, son durakta inin, kime sorsanız gösterir. peki nedir puffing billy? kendisi hala daha kömürle çalışan çok eskilerden kalma bir tren hattı. demişler ki bu artık müzelik oldu biz bunu nostaljik yapalım ama çalışmaya devam etsin. ön vagonu yemekli yapalım, şarabı da basalım hem yiyip içsinler hem gezsinler, parası olmayan arka vagonlarda otursun camları kaldıralım açık havada ayaklarını sarkıta sarkıta ormanda gezdirelim. çok mantıklı geldi gittik. çok güzeldi. tren çok güzelşey ya, hele virajlarda falan çoluk çocuk böyle kayıp balık nemo gibi bi seviniyo bi seviniyo, görmeniz lazım.

IMG_20170820_130327.jpg
puffing billy

bak okuyucu hele bi ehliyet alalım, nası gezcez var ya, off diyorum, böyle sanki bütün avustralya bizi bekler gibi, hebele hübele bascaz gaza, benzin ucuz nasıl olsa. tabi o güne kadar bu yarrak kürek muhabbete devam.

z raporu şimdilik bu kadar. kalın sağlıcakla bozkırın tezeneleri.

ha bitirirken aklıma geldi. aslında bu yazıyı böyle yaptım ettim şeklinde yazma fikrini gülcenin bana getirdiği karl ove gnausgaard’ın kavgam adlı kitabından aldım. lan adam altı cilt kitap yazmış, kendi hayatı, sürekli şunu yaptım, sabah kalktım kahvemi içtim, akşam oldu biramı içtim şeklinde. yani içerik yok ama nasıl okutuyo hayvan kendisini. ikinci ciltteyim, tanımadığım norveçli bir adamın hikayesini okuyorum. ama allah var norveçli bir çocukla kendi hayatım arasında fena benzerlikler buldum. hani o avrupalı, kuzeyli algısını yıktı adam iyi anlamda ama. benzer hayatlar yaşadığımızı da görüyorum bir yerde. yani gülce artifışılintelicins okuyon ama ben de boş adam değilim intibaı verdim bu son paragrafta. hahhahhah. avustralya dedim mi ben ya son cümlelerde. 🙂

son cümlemi de tivitırda gördüğüm ve çok sevdiğim bir cümle ile bitireyim.

“o işlerin öyle olduğu yerlere gidelim abi”

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s