güneşe davet

selamlar bir şekilde sayfamıza gelen güzel insanlar,

yazı ile ve gezme-tozma ile alakalı fanzinimizin bu bölümünde sizlere güzide eyaletimiz Victoria’nın körfez şeklindeki coğrafyasına ait kısmından iki bölümü tanıtacağız. dağların denize nasıl indiği ile, dalgaların boyu ve hayvanların evrim süreçleri ile hiç ilgilenmeyen bloğumuz size çok bir şey vaat etmiyor. gittik gördük, yedik, içtik, ayağımızı suya soktuk, karpuz kabuğunu denize düşürdük. resmi olarak yazın geldiğini de antetli kağıtla size bildiriyoruz.

gittiğimiz yerlerin adları sırası ile Queenscliff ve Torquay.

phillip-island-touring-map-april-2010

yukarıda ki haritada söylediğimiz isimleri bulursanız on puan sizin oluyor. gördüğünüz gibi melbourne aslında bizim iç deniz dediğimiz şekilde yaratılmış. bu sebeple aslında biz okyanusla şehir içinde direk haşır neşir değiliz. şehrin en bilinen plajları st. kilda, brigton, hampton gibi yerler bu iç denizin içinde kalmakta. dolayısı ile balina görelim, köpekbalığı götümüze başımıza hallensin olayı çok da mümkün değil.

neyse efendim, şimdiki satırların yazarı tayfun- yani ben- geçenlerde ehliyet almak için başvuru yaptım. bu vesile ile çok kısa ehliyet bilgisini de vereyim. önce yazılı sınava alıyorlar. internete girip eyaletin sitesinden istediğiniz tarih ve saati seçiyorsunuz, o gün gelince de gidip 32 sorudan oluşan testinizi yapıyorsunuz. ben bir hafta sonraya aldım, bu bir hafta da internet sitelerindeki örnek sorulara çalıştım, günü gelince de gittim tıpış tıpış girdim. sistem çok iyi, çok hijyenik. eğer başarılı olursanız hemen orda şipşak dediğimiz makine ile fotoğrafınız çekiliyor, elektronik imza alınıyor ve bir hafta, on gün içinde de evinize learner permit dediğimiz kartınız geliyor. bu learner kartıyla yanınıza tam ehliyetli biri varsa araba kullanabilirsiniz. bir sonraki aşama da direksiyon sınavı oluyor ve artık kendiniz araba kullanabiliyorsunuz, başarılı olursanız.ben şu an learner kartını aldım, direksiyon için çalışmaya başlayacağım.

bu vesile ile arkadaşlar dedi ki “hacı bunu ıslatalım, bir şeyler yapalım” sonra da dediler ki öyle gidip içmece olmasın, biz de araba da var uzaklara gidelim. eyvallah dedik tabi. şansımıza bu hafta havalar fena ısındı. dün itibari ile yani pazar-20 kasım- hava 30 derecelere kadar çıktı. şu an ben evde bu yazıyı yazarken 38 olmasını bekliyoruz. neyse, biz çıktık yola ilk durağımız Queenscliff. bu güzide kasabamız haritada görüleceği üzere bu iç denizin birbirine en yakın iki ucundan birinde. karşıda Sorrento adında bir yerimiz daha var ki, ahh ahhh oranın hikayesi de ayrı bizim için. bu Sorrento denen yere biz gittik arkadaşlar. Mornington Peninsula denen dünya harikası yerle birlikte Sorrento’ya gideceğimiz günün sabahı 6’da telefonlarımız çaldı ve yalnız ve güzel ülkemizde darbe girişimi haberi bize kadar ulaştı. saat farkından dolayı darbeyi asıl biz yaşadık sabaha karşı. bundan dolayı o seyahatten bi bok anlamadık. kısmetse başka zaman tekrar gideriz. devletimiz varolsun da.

Queenscliff’e inince bir de baktık ki insanı anında tatile gelmiş gibi hissettiriyor. tabi havanın güzel olmasının etkisi çok büyük. şehrin gürültüsünden doğa ile içiçe olacağımız bir yerdeyiz. şimdi burası bir burun olduğundan araba ile yaklaşınca çok güzel bir görüntü de oluyor, her iki yanda deniz falan. tabi bu denizin bir yanı iç deniz, bir yanı okyanusa açılan kapı. iç deniz olan bölümü sakin olacağından heralde teknelere ayırmışlar. o tarafa doğru giderken baktık bir tren yolu var. Bellarine railway adında eski buharlı trenlerin gönüllülerce çalıştırıldığı harika bir aktivite. tabi görünce atladık biz de yaklaşık beş kilometre buharlı trenle bir tur yaptık. gayet de güzel oldu.

 

tabi bu turu yapınca acıktık ve yiyecek bir şeyler aramaya başladık. saat sanırım 3’e geliyordu öğleden sonra. inanır mısınız bir tane yer yok. hani oturalım değişik bir şeyler yiyelim, iki bira içelim yok, yok, ara tara tırım tırıs yok. neyse en son burada hotel dediğimiz ama kendisi pub olan mekanlardan bir tane var dedi google. oraya doğru tabanvay yol aldık. bir de gittik ki mekan brewery olarak değişmiş. kendi biralarını üretiyorlar, mutfakta gayet zengin gözüküyordu. aslında bu brewery olaylarını ve avustralya bira kültürünü ayrı bir yazıda anlatmayı çok istiyorum, çünkü muhteşem bir kültürleri var bu konuda. üstüne yazın geldiğinin resmi habercisi külahta dondurmamızı da gömerek, mevsimi kutsadık, sunaklar sunduk.

 

sonrasında ise Queenscliff’de ki son adımlarımızı iskeleye çıkıp, gemielere el saalayarak ve balık tutanlara rastgele diyerek yaptık, bu arada tam karşımızda deniz feneri de vardı, ona da bir selam verdik. ve bağlandık Torquay’ın tozlu yollarına.

 

Torquay’a gelince. içinde hiç dolaşmadan direk sörfçülerin bulunduğu surf beach denen sahiline gittik. filmlerden gördüğümüz sahneleri yaşarız diye umut ettik ama genelde dalgaların da küçük olmasından dolayı herhal, antreman yapan gençler vardı. ama yazın okyanus esintisi ile serinlemek için birebir gibi geldi bize. bildiğin sağlam estiriyordu. şehre döndüğümüzde ortalık sıcaktan yanıyorken biz sahilde uzun kollularla tur attık o derece. günün sonunda sıcak şehrimiz melbourne’a ve evimize geri döndük. tatlı bir yorgunluk, ve üzerimizde bir miktar kumla. olsun, kum güzeldir, iyileştirir.

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s