atkı, bere, avustralya

avustralya çok büyük bir coğrafya. içinde yaşayan insan sayısını metrekareye bölersek ıssız ada sonucuna ulaşmamız bile mümkün. hal böyle olunca şehir dışına çıkıp bir şeyler yapmak arabası olmayan insanlar için biraz zor oluyor. bizim bırakın arabayı ehliyetimiz bile yok hali hazırda. istanbul’da hiç bir zaman araba meraklısı tipler olmadık, olamamışız, sebepleri ortada az çok. ama buraya geldikten sonra fark ettik ki yaşamak için araba şart.

o gün gelene kadar evde oturup pineklemek istemedik. onu da yapabilirdik, potansiyelimiz var. ama melbourne’a kış geldi dostlar. sizler belki dünyanın kuzey yarım küresinde deniz, kum, güneş takılıyorsunuz ama güneyde biz ne zor şartlar altındayız haberiniz var mı? 🙂 biliyorum, biliyorum, oradaki sen, aranızda avustralya’da hep yaz olduğunu sananlar, deniz, kum, bikinili kızlar, sörf tahtası takıldığımızı zannedenler çoğunlukta. ama yok öyle bir dünya. kış geldi kış, götümüz donuyor ulan.

kış geldi dediğimizde hava sabahları 3 dereceye düştü bir kaç gün. hatta dağlara kar yağdı dediler. heyecan yaptık. 34 yıldır kar tatili denen naneye alışmış insanlarız. dedik biz de şu kar beyazı bir görelim. arabasız yapılabilecek neler var bakarken mount dandenong adında dandenong range national parkın içinde bir gözlem tepesine denk geldik. ve evden çıkıp üç aktarma yaparak ulaşabilecektik. bu da yaklaşık 4o km şehir dışına çıkmak demekti.

sabah erkenden evden çıktık, bir tram bir tren ve bir otobüs kullanacağımız yolculuğumuzun hazırlıklarını yaptık. sırt çantasına sandviç, su, meyve suyu takviyesi yaptık, beremizi, atkımızı yanımıza aldık.

tram bizi box hill’e götürecekti. aslında tram yolunda çalışma vardı ve bu mesafeyi de otobüsle katettik. sonrasında trenle upper ferntree guly istasyonuna buradan da bizi skyhigh mt dandenong’a götürecek otobüsümüze bindik. trene bindikten sonra şehir artık bitmiş gibi bir şeydi. ufak tefek mahalleler olsa da doğa artık hissedilir derecede kendini belli ediyordu. ve otobüse bindiğimizde bir okul gezisi gibi oldu. bomboş otobüsle dağa doğru çıkarken, bir bolu dağı, bir uludağ yolu hissiyatı yaşamadık değil. şurda durup bi köfte yiyelim be abi desek de şoför anlamadı sanırım. türkçe konuşmamızın da etkisi olabilir bunda.

skyhigh denen gözlem yerine çıkarken dağ yolunca çok güzel ufak tefek mahalleler gördük. spa, hamam ve doğa turizmi yapılan bu yerlerde çok sayıda turist otobüsü ve mola vermiş araca da rastladık.

sonunda dağın tepesine varmıştık. deniz seviyesinden 633 metre yüksekteydik. buradan tüm şehir görülebiliyordu. ama dedik ya kış geldi diye. sis öyle bir örtmüştü ki her yeri görüş on metreye falan düşmüştü. ama kar yoktu tabi. avustralya’ya ait sosyal medya hesaplarından bizim olduğumuz yer hariç her yerden kar resimleri paylaşılıyordu. olsun dedik ve doğanın, ağaçların, mantarların ve yerden biten oyuncak ayıların tadını çıkardık.

IMG_1978

sıcak bir çay, lipton da olsa burada çok iş yapıyordu. tam çay almaya giderken facebook’tan tüm dünyaya mount dandenong’da olduğumuzu bildirme ihtiyacı hissettim. protest bir duruşumuz olsa da facebook yer çekini bir zehiri almıştık bir kere. yer çekini kanunu ya işte bilirsiniz. neyse bu kötü esprimi yaparken gülce’nin telefonu çaldı. adelaide’da evlerine misafir olduğumuz, daha sonra bizim gibi melbourne’a taşınan aslı, caner ve kerem üçlüsünün aslı’sı aramaktaydı. hoşbeşten sonra gördük ki onlarda dağa çıkmışlar. ayaküstü bir iki sohbet ettik. aileleri ziyaret ettiğinden çok meşgul etmedik. bu aslında bizim avustralya serüvenimizde güzel bir dönüm noktası oldu. şehir dışına çıktığında bir tanıdık görmek, oralı olmanın, oralı hissetmenin bir anahtarı gibi bizim için.

 

mount dandenong’da neler yaptık? içinde yön bulma oyunu oynayacağımız bir labirenti gezdik. girerken bize bir posta kartı verdiler, dört farklı yerdeki mühürleri bularak bu kartları mühürledik. bizim için bir hatıra olarak yerlerini aldılar. daha sonra ormanda bir yürüyüş yaptık. sanırız yakın zamanda bir yangın olmuş, büyük bir kısım zarar görmüştü. dilek kuyusu ve dilek ağacı gördük. dilek kuyusu klasik para atma teması üzerine kurulmuştu. dilek ağacının hikayesi enterasandı. oğlunu kaybeden bir baba, bu ağaçtaki delikten bakarak oğlunu bulmuştu ve biz de buradan bakıp dilek dilersek gerçek olma şansı vardı. ama her iki dilek dileme aracının yanında çok büyük şeyler dilemeyin yine siz diye not düşmüşlerdi. öyle dünya barışı falan olmasın yani.

dönüş yolu için çayımızı içip otobüsü beklemeye başladık. otobüsümüz aynı şoförle geldi. hi again diyerek yerimizi aldık. bu sefer dağın diğer tarafından farklı bir tren istasyonuna indik. manzara muhteşemdi. dağ manzarası insanın içini açıyor gerçekten.

yolculuk sonunda en başta değindiğimiz noktaya geldik. arabasız olsa da public transport kullanılarak bir yerlere gidilip, bir şeyler yapılabiliyor. sırt çantası, aylık akbil ve biraz araştırma ile güzel alternatif rotalara ulaşılabiliyor. ama yinede şu ehliyet işini halletmek lazım. ne de olsa vergi düşük arabalar ucuz. 🙂

Reklamlar

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s