bilip de söylenmeyen efsane: kabak koyu

fotoğraf (3)

bilin ama söylemeyin.

kabakla ilgili ilk araştırmalarda internet aleminde söylenen ortak şey bu. bilmesin fazlası. gerek yok. lan diyorum bazen ne egolu, ne bencil adamlarız. bilip de söylemeyen!! diye ekleştiriyorum. zaten aklımıza nasıl düştüğü de muamma. gülce’nin bir arkadaşı önermiş vakti zamanında. nedir ne değildir hiç bilgimiz yok. biraz baktıkça “haa işte olympos gibi bir yer” falan diye kendimce yorumlar yapıyorum. biraz daha araştırdıkça daha bi hoş gelmeye başlıyor gözümüze. ve detaylara iniyoruz.

barınma yeme içme ne nerde diyerek bakınırken okuyoruz ki ve sonrasında görüyoruz ki kabak öyle bir yer değil. kaldığın yerde ye iç ne yaparsan yap. deniz de orada ormanda. bir kaç alternatif içinden biz kendimizce bizi çeken ve telefonda “gel abi hallederiz” diyen erkut ve ali’nin mekanı latcho camp’ı seçiyoruz.

ve sonrası yolculuk. gidiş otobüs dönüş uçak olacak şekilde ayarlıyoruz. ototbüsle fethiye otogarın önünden kabağa yaklaşabileceğimiz en son araba yoluna kadar dolmuş yolculuğu. dolmuştan inince bakıyoruz ki bir uçurumun kenarındayız. şairin dediği gibi “uçurumun kenarındayım hızır”. yaklaşık kırk dakika kadar patika yollardan yürüyerek sahile ve  latcho’ya ulaşmaya çalışıyoruz. aslında dolmuştan indiğimizde kabağın sahiline kadar inen arabalar var. ama biz çevreyi tanıyalım, gezelim, görelim diyerekten ve en sevdiğimiz taşıma modeli olduğundan yürümeyi seçiyoruz. yüzlerce metre yukardan yavaş yavaş patikadan inmeye başlıyoruz. ve gördüğümüz her karede kabağa olan ilgimiz sevgiye dönüyor. üç muhteşem dağ ve dördüncü olarak gelen deniz.

fotoğraf (1)

sonunda latcho’dayız. kalacağımız oda konusunda hayli güzel bir jest yapıyor erkut. başımızı yastığa koyduğumuzda denizi görebiliyoruz. ve gece olunca yıldızları da. yani gece olduğunda aslında ilk şoku yaşıyoruz. muhteşem bir manzara. şarap ve bira hiç bu kadar anlamlı olmamıştı sanırım.

kabak’ta geçirdiğimiz her gün muhteşem yemekler yedik. latcho’nun aşçısı olan abla bu işi artık aşmış bitirmiş. her yemekte sanatını konuşturmuş. vegan olan gülce için tam bir ziyafet çünkü yemekler genelde onun damak tadına hitap ediyor ama ben bundan hiç şikayetçi değilim.

fotoğraf (2)

kabak’la ilgili yapılması gereken bir kaç şey var. gece yıldızlara karşı içmek ve sahile inmek bunlardan biri. kamp alanlarının özeni sayesinde doğal halinde yaşayan bir yer olduğundan çok az ışık ve muhteşem dalga sesi ve kumsal. bu arada kumsal demişken kabağın sahili çok güzel ve bilip de söylemeyenler sayesinde on metrekaraye bir kişi düşüyor. geniş geniş takılıyoruz. gündüz kitap oku, denize gir seansları ve yürüyüşler.

yapılması elzem olan bir diğer şey de şelale gezisi. işte bu inanılmaz güzel bir trakking deneyimi. erkut’tan aldığımız tarifle tam denize sıfır noktasından yürüyüşümüz başlıyor. ve tam bir buçuk saat boyunca tırmanıyoruz yürüyerek. öyle bir şeyki o muhteşem dağların eteklerinde yükseliyoruz mütemadiyen. bir buçuk saatin sonunda şelale bizi karşılıyor. işte bu anlatılmaz. doğanın en güzel hali. su, yeşillikler, böcekler, kuşlar, kelebekler. suyun inanılmaz cazibesi. bir kaç şelale ardarda. gülce hepsinin tadını çıkarırken ben soğuk suya alışamadığımdan ilk şelaleden sonra fotoğraf çekimine odaklanıyorum. ve sonrasında geldiğimiz yoldan geri dönüyoruz. bu arada şelale için bir de kısa yol var ama biz tercih etmedik. atlaması zıplaması ve tehlikesi çok.

fotoğraf

kabak tatil için muhteşem bir dinlenme mekanı. ve bu dinlenceler ruha da hitap etmeli. doğru yerdeyiz. latcho’nun kurucusu ali bir müzik dahisi. kendisi çaldığı gibi o vurmalı çalgıları bize de rol veriyor ve on onbeş kişilik tatilci orkestramız sanatını icra ediyor. burada herkes özgür, herkes herkese gülüyor, ve dünyanın bütün dertleri o anda yokoluyor. bu bir rüya. ama gerçek bir rüya.

şimdi gelelim mevzuya. kabak’ta tatil için az insan var ve çoğunluk yabancı turistler, hippiler. aile yok ve olmasında(turist faşizmi) kendimizi türkiye’de değilde dünyanın bir ucunda başka bir coğrafyada gibi görüyoruz. ve bu doğallığın ve hippiliğin getirdiği ketumlukla kimse kimseye söz etmiyor. bilen geliyor. işte arada gülce’nin arkadaşı gibi olanlar doğru kişilere anlatıyor.

bu arada biz kabak koyuna gittiğimizde gezi parkı direnişi zamanlarıydı. ve kabak’ta duruşunu göstermişti.

 

983916_10151489796666158_1116824338_n

bilin ama söylemeyin. benden duymuş da olmayın. kabak koyu vadedilen cennet olmalı.

tayfun.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s